Ömer Faruk Akari / Dünya Bülteni
Kürtaj nedir?
Tıbbi karşılığı gebelik terminasyonu, gebelik sonlandırılması veya dilatasyon-kürtaj olarak da geçen Halk arasından “Kürtaj” olarak bilinen “Kuretaj” literatürde istenmeyen gebeliğin sonlandırılması olarak geçer.
Kürtaj, gebelik sonlandırılması için yapılabileceği gibi düşük yapan kişilerde rahim içinde eğer bebeğe ait parçalar kaldıysa, yani gebeliğe bağlı rahim içi materyal tam olarak atılamadıysa bunları temizlemek için de yapılabilir. Bu işlemin adı "Retansiyone küretaj" olarak anılır.
Kürtaj, aslında bir anlamda tüm rahim içinin temizlenmesidir. Örneğin gebe olmayıp uzun süreli ve fazla adet gören kadınlara da kürtaj yani rahim içi temizliği gerekebilir. Buradaki işlemin adı tanısal amaçlı yani "Probe Küretaj" dır. Yapılan kürtaj sonrası kanama kesilir ve alınan rahim içi dokusu patolojiye gönderilerek kanamanın nedeni araştırılır. Yani yapılan işlem ile hem tanı hem de tedavi bir arada yapılmış olur.
Günümüzde kürtaj bir tıbbi gereklilik veya yukarıda zikrettiğimiz sebeplerden daha çok kayıt dışı, illegal bir biçimde hatta merdiven altı olarak tabir edilen, hijyen ve standart poliklinik şartlarından uzak mekanlarda daha çok Üniversite hatta lise çağındaki genç kızların gayrimeşru ilişkilerinden istem dışı! Gebeliklerini sonlandırılması için kullanılmaktadır. Olayın bu boyutu burada ki konumuzun dışında ancak son dönemlerde ülkemizdeki ahlaki çöküntü ayrıca irdelenmesi gereken bir mevzudur ki Hasta Hakları Aktivistleri olarak farklı sivil toplum örgütleri ile birlikte bu konuda yürütmekte olduğumuz bir çalışmamız da mevcuttur.
Ancak şu unutulmamalı, kürtaj bir doğum kontrol yöntemi değildir olmamalıdır da. Bu işi yasal prosedüre aykırı olarak gerçekleştiren hekimlere ne halk tarafından itibar edilmeli nede görevlerini dürüst ve ahlaki bir şekilde yerine getiren meslektaşları tarafından sahip çıkılmalıdır.
Kürtajın Müslümanlar açısından, ahlaki ve sağlık yönünden sakıncaları nelerdir?
Olayın dini boyutu başlı başına ele alınması gereken bir mesele. Ahlaki açıdan hiç şüphe yok ki kürtaj son derece gayriahlâkî.
Ancak baştan şunu söylemek lazım ki tüm semavi dinler kürtaja karşı çıkmakta kutsal metinlerde veya alimlerin içtihatlarında bu cinayet olarak nitelendirilmekte ve yasaklanmaktadır.
Meseleyi İslam dini açısından ele alacak olursak gerek Kuran-ı Kerim de gerek ise Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’in Hadis-i Şeriflerinde direkt olarak Kürtaj ile ( ana karnındaki ceninin katli ) ilgili bir hüküm yer almamaktadır. Bunun nedeni muhtemelen o devirlerde ana karnındaki ceninin katlinin nadiren uygulandığı veya hiç uygulanmadığı içindir. Fıkıh ilmi oluştuğu ve kitaplaştığı hicrî birinci asrın sonlarından itibaren önce cezâ hukuku bahislerinde cenînin kasten veya kazâ ile öldürülmesi konuları ele alınmış, daha sonra müctehid imamların yaşadığı ve icitihad faâliyetinin yaygın olarak sürdürüldüğü ilk dört asırdan sonra doğumu önlemek üzere rahimdeki çocuğun belli bir süre içinde imhâ edilmesinin câiz olup olmadığı konusu tartışılmaya başlanmıştır. Her ne kadar Kuran-ı Kerimde direkt olarak küretaja değinen bir ayet olmasa da bu ve benzeri hususları kapsayan “haksız yere öldürme” mivvalindeki ayetler bu meseleyi de içerisine almaktadır. Bu ayetler ise;
En'âm suresinde, Allah Teâlâ'nın bütün insanları tek bir nefisten yarattığı, bu nefsin oluş aşamalarında ana rahminin de bulunduğu (nefsin bir müddet ana rahminde kaldığı) ifade edilmiştir. Surenin 151. ayetinde ise hem çocukların (evlâd) hem de nefsin öldürülmesi şiddetle yasaklanmıştır. Cenîn, "nefis" kavramına kesin, çocuk (veled-evlâd) kavramına ise ihtimalli olarak dâhildir.
Mümtehine sûresinde (60/12) Hz. Peygamber'e (s.a.v.), kadınlardan bazı suçlar, günahlar ve cinayetler konusunda -bunları yapmamak üzere- söz alması, yemin ettirmesi istenmektedir; bu günahlar ve cinayetler arasında "çocuklarını öldürmek" de vardır. Bu âyetteki çocuklara "cenîn" de dâhildir.
Hadîslerde doğumu engellemek maksadıyla cenînin kasten imhâ ve katledilmesi konusu geçmemiştir. Azil konusunu işlerken zikredilen hadîslerde cenînin imhâ edilmesine değil, siperm ile yumurtanın buluşmasını engellemek maksadıyla yapılan azle "gizli veid" denilmiştir.
Fıkıhta kürtajın, cenînin öldürülmesinin ve çocuk düşürmenin câiz olup olmadığı araştırılırken öncelikle bu nesnenin (ceninin) canlı ve insan olup olmadığının tespiti üzerinde durulmuştur. Cenînin canlı ve insan olduğu sabit olduğu takdirde hiçbir fıkıhçı onun imhasına cevaz veremez; çünkü İslâm'ın nefsi, doğmuş çocuğu ve insanı öldürmeyi kesin olarak yasakladığı bilinmektedir. Bazı fıkıhçıları bu konuda tereddüde sevk eden ve kürtajın belli bir süre içinde câiz olduğu görüşüne meylettiren sebep ise aralarında günümüzün önemli Fıkıh alimlerinin de ittifak ettiği üzere bilgi eksikliği bir başka değişle eksik bilgilendirmedir.
Kürtaj bir cinayet midir? Doğmamış çocuğa birey olarak bakılabilir mi?
Kürtaj bir cinayettir. Şayet Annenin hayatını tehlikeye sokan bir durum söz konusu değilse kürtaj kesinlikle bir cinayettir. Doğmamış çocuğa birey olarak bakılıp bakılamayacağı konusu ise Hukuki bir meseledir.
Türk Hukukunda bireyin hak ehliyetine sahip olması tam ve sağlam doğumdan itibaren başlamaktadır. Yani anne karnındaki bir bebeğin ya da gelişimini tamamlamamış bir ceninin birey olarak haklara sahip olması için doğması gerekmektedir. Kişinin geriye dönük hak arayışlarında ise hakkın başlangıç zamanı anne rahmine düştüğü andan itibaren işlemektedir. Mesela Miras hukukunda ceninin hakkı tanınmıştır. Medeni Kanun'un 8. maddesinde belirtilen insanın hak ehliyetini, anne karnında bir canlı olarak var olan, her geçen gün gelişen ve Yaratıcı tarafından bir canlı varlık olarak dünyaya hazırlanan cenin için de algılamalıyız.
Bu yönü ile kürtaj bir canlının yaşam hakkına müdahaledir ve tıbbi zorunluluk olmadığı takdirde gelişimini tamamlamamış bebeğin öldürülmesi de cinayet olarak değerlendirilmelidir.
Kürtaj yaptırmanın hukuki yönden cezası var mı? Türkiye ve diğer ülkeler açısından değerlendirir misiniz?
Türk Ceza Kanunu 99.maddesinde 10 haftadan fazla gebelik süresi olan bir kadının çocuğunun düşürtülmesinin cezai müeyyidesi belirtilmiş, buna sebep olan kişi ile beraber çocuğun düşmesine (kürtajına) rıza gösteren anne için de hapis ya da adli para cezasına hükmolunacağı belirtilmiştir. Aynı kanunun 100.maddesi ise açık bir şekilde iki buçuk aylık veya daha fala hamile olan bir kadının şayet tıbbi açıdan bir zorunluluk yoksa çocuğunu aldırmasının suç olduğu belirtilmiştir.
Ancak ülkemizde tecavüz mağdurlarının yaşadıkları sosyal travmalar gerekçe gösterilerek mağduriyet sonucu gebe kalmalarda 20 haftalık oluncaya kadar cenine müdahale edilebileceği hükmü eklenmiştir ki bu ayrıca tartışılması gereken bir konudur. Kadının mağduriyeti sebep gösterilerek 5 ayını doldurmuş bir bebeğin yaşamına anne karnında son verilmesi hukukçular arasında mutabık kalınmış bir mevzu değildir.
Özellikle son dönemlerde tıbbi teknolojiden faydalanarak çocuğunun bir özrü ya da herhangi bir hastalığı olduğunu tespit eden bazı ebeveynlerin hekimlerin de sağlık açısından zorunluluk olduğu yönündeki desteği ile rahat bir şekilde kürtaj yaptırabilmektedir. Ki bu çevremizden şahit olduğumuz üzere gerçekten istismara çok açık bir konudur.
Şu anda gayrı meşru ilişkiden hamile kalan kadın ve genç kızların geleneksel kaygılar ile kürtaja başvurması yasal düzenlemeler ile halledilecek bir konu değil sosyal ve ahlaki yönden ele alınması gereken önemli bir hadisedir.
Diğer ülkelerdeki duruma gelince; Avrupa' da bazı ülkelerde kadınlara yaklaşık 12 haftaya kadar kürtaj özgürlüğü verilmiş durumda. Ancak İrlanda, Polonya, Almanya gibi bazı ülkelerde kürtaj hala yasak. Toplumların yaşam tarzları, inançları ve gelecekteki toplum standardı, nüfus artışı gibi etkenler ülkelerin kürtaja bakış açısını da değerlendiriyor. Bu açıdan cenini bir canlı olarak gören ve onun da yaşam hakkına sahip olduğuna inanan Müslüman ülkelerde kürtajın çok daha dikkatli bir şekilde ele alınması ve hukuki düzenlemelere de bu şekilde yansıtılması gerekiyor.
Kişileri kürtaja iten nedenler nelerdir? Türkiye’de yakın zamanda kürtaj olaylarının artmasını neye bağlıyorsunuz?
Doktor kararı ile yapılan, gebeliğin herhangi bir safhasında anne sağlığını tehdit eder hale gelmiş veya zaten doğum gerçekleşmeden ana karnında ölmüş bir bebeğin rahimden tahliyesi dışında kalan sebepleri sıralayacak olursak her halde bunların en başında evlilik dışı veya gayrimeşru bir ilişkinden dolayı sonlandırılmak istenen gebelik gelir. Maalesef bu tür kürtajına izin verilmeyen durumlarda genellikle merdiven altı diye tabir edilen yerlerde yapılabilmekte ki bu çok riskli bir durum hatta öyle ki kimi zaman bir daha hamile kalabilmesine izin vermeyecek kadar ciddi hasarlar bırakabilmekte anne adayında. Bu tarz talepler genellikle üniversite hatta lise öğrencilerinden gelebilmekte.
Kaldı ki kürtajın ya da tıbbi zorunluluk nedeni ile anne karnına müdahalenin şartları" Rahim Tahliyesi Ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi Ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük" ile belli şartlara bağlanmıştır. Bu tüzükte rahim tahliyesinin ne şekilde yapılacağı, hangi usullere riayet edileceği belirtilmiştir ancak maddi kaygıları önemseyen bazı hekimlerin ve taşıdığı canı bir günahın yükü gibi gören bazı anne adaylarının bu cinayete ortak olduğu çok fazla vakıa bilinmektedir.
Bir diğer kürtaj sebebi ise Engelli bebek sahibi olacak ebeveynlerden gelmekte. Hamilelik süresince izlenen cenin şayet herhangi bir engel ile dünyaya gelecek ise buda bir diğer kürtaj sebebi.
Kürtajla birlikte artan başka bir olayda kısırlık. Kısırlık bir hastalık mıdır? Son yıllardaki artış normal mi?
Çok doğru. Son yıllarda artan bir hastalık. Hastanelerin gerek kadın gerek ise erkek kısırlığına bağlı bölümleri oldukça yoğun. Beslenme usullerinin ve yaşam tarzlarının çok hızlı dönüşmesi, değişmesi, insanların çocuk sahibi olmamak için belli süre başvurdukları yöntemler de kadınlarda ve erkeklerde vücut tahribatına yol açabilmektedir.
Kısırlığa neler neden olabilir?
Kısırlığın pek çok nedeni olabilir, yaşadığımız teknoloji çağı insanı fizlojil, bilojik hatta hormonal olarak inanılmaz şekilde olumsuz etkiliyor. Ancak günümüzde kısırlığın en büyük nedeni yediğimiz içtiğimiz şeyler. Gıdanın raf ömrünü uzatmak, daha çok ürün almak vb. sebeplerle kullanılan katkı maddeleri tohumların yapısına yapılan genetik müdahale GDO ve hayvanlara daha çok ürün almak için verilen sayısız ilaç hem kısırlığı son derece artırmış hem de çok sayıda yeni hastalığın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Öyle ki hayvanlara verilen antibiyotikler onları tüketen insanları antibiyotiklere karşı dirençli hale getirmeye başlanmıştır.
Kısırlığın tedavisi mümkün mü? Alternatif bebek sahibi olma (tüp bebek, sperm bankaları) bir tedavi niteliğinde midir?
Kısırlığın tedavisi çok istisnai durumlar haricinde mümkün. Hatta SGK da tüp bebek vb. bazı yardımcı üreme tekniklerini tedavi masraflarını belli koşullarda karşılamaktadır. Ancak sperm bankaları mevzu şahsi görüşüm elbette ancak bir kısırlık tedavi yöntemi değildir. Hatta Hasta Hakları Aktivistleri olrak bu konuda bir de rapor hazırladık. Ülkemizde bu konuda hukuki bir boşluk vardı. Raporumuz sorası yaptığımız basın açıklaması sorası bu boşluk kısmen giderildi. Bunun için raporu hazırlayan Aktivist arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Zaten Sperm Banları mevzu dinen de uygun olmayan bir yöntem.
Alternatif bebek sahibi olma yolları (tüp bebek, sperm bankaları) sakıncaları var mıdır?
Tüp bebek mevzuu çok eski bir geçmişi yok mevcut bu yolla doğan bebekler incelendiğinde normal yollardan çocuk sahibi olamayan çiftler için en uygun yöntemmiş gibi gözüküyor. Ancak sperm bankaları o kadar masum değil. Bir defa bir donör ( sperm bağışçısı ) belki yüz binlerce hatta milyonlarca sperm bağışlıyor ve ondan dünyaya gelen ve birbirinden habersiz çok sayıda genetik olarak akraba hatta kardeş kişi dünyaya geliyor. Hatta beklide bu kardeşler birbirleri ile evlenebiliyorlar bile. Bir diğer husus ise bu yolla dünyaya gelen çocukların babalarının kim olduğundan habersiz olmaları. Çeşitli ülkelerde bu yolla dünyaya gelmiş çocukların babalarını aramak üzere kurdukları dernek organizasyon ve çok sayıda internet sitesi mevcut. Sperme bankaları neresinden bakarsanız bakın sağlıklı bir yöntem değil.
Zaten ülkemizde sperm bankası olmadığı gibi başkasına ait yumurta ya da sperm ile gebelik yasaklanmıştır. Mart 2010' da yayınlanan `Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmelik ile de medyatik simaların bu yolla edindikleri çocukların reklam malzemesi ve teşvik edici olmasının önüne geçilmeye çalışılmıştır. Bu konuda yönetmeliğin yayınlanmasının hemen öncesinde derneğimizin hazırladığı ÜREME TEKNİKLERİ raporu bakanlık için son derece aydınlatıcı olmuştur.
Son günlerde tartışılan kısırlaştırma konusuna değinebilir misiniz?
Malumunuz son günlerde basına yansıyan ve bir tanesi hakkında bizimde basın açıklaması yaptığımız iki kısırlaştırma mevzuu var. Bunlardan birisi Kocaeli ili Sosyal Hizmetler Müdürlüğünde vuku bulan bir hadise ki bence insanlık onuruna bir hakaret niteliğince zihinlere kazındı. Kısaca değinmem gerekirse Kocaeli Valisinin başkanlığında toplanan Sosyal Hizmetler kurulu ve onun kadın üyeleri Zihinsel Engelli Kızların kısırlaştırılması konusunu tartışılıyor. Bu konuyu etik kurullara sevk ediyorlar. Nedeni bu hadiseden daha korkunç. Konuyu gündeme taşıyan kurulun üyelerinden biri mahallesinde de zihinsel engelli genç kızlara tecavüz edildiğini dolayısı ile onların kendilerini koruyamayacaklarını ve bu yolla dünyaya gelecek çocukların önüne geçmek maksadı ile Zihinsel Engelli kızların kısırlaştırılmasını teklif ediyor. Bu teklif koskoca bir ilin Valisi huzurunda Sosyal Hizmetlerden sorumlu yetkililer tarafından tartışılıyor. Karara bağlanması önemli değil tartışılması bile çok yazık. Biz bu mevzu ile ilgili 14.12.2010 tarihinde “Kısır Zihinlerden, Kısırlaştırma Teklifi” adı altında bir basın açıklaması yaptık.
İkinci mevzuu ise aslında bu konu ile tezat oluşturacak bir konu, oda mecliste tecavüz zanlılarının ceza olarak kimyasal yöntem ile kısırlaştırılmaları için kanun teklifi verilmiş olması. Devletin bir organında tecavüz mağdurunun kısırlaştırılması teklif edilirken tartışılırken, bir diğerinde tecavüz zanlısının kısırlaştırılması teklif ediliyor. Kısırlaştırma mevzuu yeni bir konu değil aslında, asırlardır gerek cezai bir müeyyide olarak gerek ise harem vb. alanlarda uygulanan bir yöntem tabi bu şu an bizim konumuz değil.
"Kısır Zihinlerden, Kısırlaştırma Teklifi" konulu basın açıklaması için Tıklayın...
Hukuki ve Ahlaki Yönüyle Yardımcı Üreme Teknikleri...
Röpörtajı Sami ORTAÇ'ın Resmi Blog'undan okumak için tıklayın...