Dünya nüfusu içinde yaklaşık olarak 600.000 kişi Dünya Sağlık Teşkilatının tanımına göre engelli olarak kabul edilmektedir. Ülkemizde engelli oranı 12.29'dur. Kadınlarda engellilik düzeyi (%13.45) erkeklere (%11.10) oranla daha yüksektir (Türkiye Özürlüler Araştırması, 2002). 196
Temelde karşı karşıya kaldıkları sorunları benzer olan bu kalabalık nüfusa dünyanın azınlığı adının verilmesi çok da yanlış olmayacaktır. Daha çok geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde yoğun olarak bulunan engellilerin içinde yaşadıkları toplumun ve kendi kişisel eğitim ve sosyo-ekonomik seviyeleri düştükçe engellilik düzeyleri de yükselmektedir. Bir başka ifade ile kendilerini daha fazla engelli hissetmektedirler.
1960 larda sosyolog Saad Nagi engelliliğe neden olabilecek durumları tanımlayarak bir birliktelik sağlama yoluna gitmiştir (Hall, 2005). Nagi modelinde meydana gelen patoloji her ne sebeple olursa olsun bir bozukluğa neden olmaktadır. Bu da fonksiyonel bir limitasyona ve dolayısıyla özürlülüğe neden olmaktadır. Buna göre;
Bozukluk (Impairment): Sağlık bakımından psikolojik, fizyolojik ve anatomik (fiziksel) yapı veya fonksiyonlardaki eksiklik, bozukluk ve anormalliktir.
Fonksiyonel Limitasyon: Bir aktiviteyi normal tarzda veya normal kabul edilen sınırlar içinde gerçekleştirmekteki kısıtlık veya yetersizliktir.
Özürlülük (Disability): Bir yetersizlik veya özür nedeni ile yaşa, cinsiyete, sosyal, mesleki ve kültürel faktörlere bağlı olarak kişiden beklenen rollerin kısıtlanması veya yerine getirilememesi halidir.
Dünya Sağlık Teşkilatı 1980 yılında yaptığı bir sınıflandırma ile Fonksiyonel Limitasyon yerine Özürlülük (Disability) terimini kullanmış ve kişinin toplum içindeki görevlerini yerine getirememe durumunu Engellilik (Handicap) olarak tanımlamıştır (ICIDH, 1980).
Her iki sınıflandırma sistemi de temel olarak birbirine benzerdir. Bir hastalık veya patoloji sonucu meydan gelen durumun kişinin toplum içinde normal fonksiyonlarını yerine getirmesini engellemesi hakim görüşü olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak Nagi, bu engeli kişinin fonksiyonelliğinden çok sosyal boyuttan değerlendirmektedir. Aynı patoloji nedeniyle fonksiyonel limitasyon içinde olan iki kişinin topluma katılımının farklı şekillerde olabileceğini ileri sürmektedir. Dünya Sağlık Teşkilatı bu durumu engellilik olarak ele almaktadır ki, bu sınıflandırma sisteminin kişilerin gerçek durumu hakkında yeterli bilgi vermediği düşüncesinden yola çıkarak, yapılamayanlar değil yapılanların neler olduğunu incelemek üzere yeni bir sınıflandırma yoluna gidilmiştir (Kirby, 1993, Barbare,1995).
Özürlülük yerine aktivite teriminin kullanması ve aktivitenin belirlenmesinde etkin olan bozukluğun (iç faktör) yapısal (atrofi, kontraktür, skolyoz vb..) ve fonksiyonel (kas zayıflığı, kalp-solunum kapasitesinde düşme, bilişsel fonksiyonlarda azalma vb..) olarak iki ayrı grupta incelenmesi önerilmiştir. Engellilik (sakatlık) yerine Aktiviteye Katılım (Participation) terimini tercih eden WHO, yapılan fiziksel ve fonksiyonel testler ile kişinin aktivitelerinin değerlendirilmesinin ve kısıtlılık miktarının belirlenmesinin mümkün olacağını vurgulamaktadır. Örneğin görme yetisi olmayan bir kişinin çok sanatta, müzikte, edebiyatta çok başarılı olması, veya çok başarılı bir sporcu olması gibi
Bu fikirlerden yararlanarak, kişinin yaşam kalitesini ön plana çıkartan Modifiye Özürlülük Modeli’nde sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin patoloji, bozukluk, fonksiyonel limitasyonlar ve özürlülük nedeniyle etkilendiği; risk faktörlerin tehdidi altında olduğu ancak, korunma yöntemleri, sağlığın geliştirilmesi ve kişisel sağlık ve fiziksel uygunluk sayesinde sorunların mümkün olduğunca en düşük düzeyde tutulmasının söz konusu olduğu fikri benimsenmektedir.
Bu sınıflandırma sistemleri ile engel seviyesi belirlenen kişilerin, engel nedeni ne olursa olsun düzenli fiziksel aktivite ve spor yapmak suretiyle kendilerini fiziksel, ruhsal ve zihinsel sosyal açıdan daha iyi hissetmeleri, özgüvenlerini geliştirmeleri mümkün olacaktır. Aynı zamanda sağlığın yükseltilmesi ve kronik hastalıklardan korunma açısından da sporun sağladığı yararlar bilinmektedir (Lewis, Fragala, 2005; Hahn, Cella, 2003).
Spor bu amaçlara hizmet ederken kişiyi ve çevresini eğlendirmesi, hoş ve yararlı bir şekilde vakit geçirilmesini de sağlamaktadır. Bu nedenle engelli sporunun amacı aktiviteye katılımı en yüksek seviyede tutabilmektir. Dolayısıyla, sınıflandırma sonucu hangi seviyede olursa olsun kişinin spor yapması ve hatta kendinden daha fonksiyonel olan kişiler ile birlikte aynı ekip içinde olması beklenmektedir. Engelli çocukların spora katılımlarını arttırmak için okulların ve ilgili kuruluşların (kamu ve özel kurumlar, sivil toplum örgütleri-dernekler, vakıflar-, spor klüpleri, federasyonlar, üniversiteler) uygun programlar yaparak spor yapma olanaklarını arttırmaları gereklidir. Bununla birlikte çocukların özel eğitimciler, beden eğitimi öğretmenleri, engelliler sporu eğiticileri, sınıf öğretmenleri, rehberler, fizyoterapistler, danışmanlar ve aileleri tarafından spor aktivitelerine aktif katılımları da teşvik edilmelidirler.
Ayrıca, vücut kuvvetinin arttırılmasının rekreatif aktivitelere katkı sağlayacağı, üst ekstremite kassal becerisinin mesleki eğitim için gerekli olduğu, kas kuvvetiyle endüstride çalışma performansı arasında doğrudan ilişki bulunduğu (11,12) düşüncelerinden hareketle, zihinsel engelli çocuklar erken yaştan başlayarak spora ve fiziksel aktiviteye yönlendirilmelidir. Bunun bir yaşam şekli haline dönüşmesinin sağlanması da başarılması gereken bir diğer önemli konudur.
15- Lewis CL Fragala-Pinkham (2005). Effects of aerobic conditioning and strength training on a child with Down syndrome: a case study. Pediatr Phys Ther.2005 Spring;17(1):30-6.
19- Hahn, E.A. & Cella, D.(2003). Health outcomes assessment in vulnerable populations: Measurement Challenges and Recommendations Archives Physical Rehabilitation and Medicine, 84 , Suppl2, 35- 42
(Barbare JN. Saunders Manual of Physical Therapy Practice. London W.B. Saunders Co mpany, 1995)
Bu her iki sınıflandırma sisteminde de bir hastalık veya patoloji sonucu meydan gelen yetersizlik ve engellilik düzeyi, toplum içindeki fonksiyonel kısıtlılıklar tanımlanmıştır.
Sosyolog Saad Nagi (1960) Bozukluk (Impairment), Fonksiyonel Limitasyon, Özürlülük (Disability) kavramlarını sosyal boyuttan sınıflandırmıştır. Dünya Sağlık Teşkilatı (DST) (1980) bu sınıflandırmayı yeniden düzenleyerek, Fonksiyonel Limitasyon yerine Özürlülük terimini kullanmış, kişinin toplum içindeki görevlerini yerine getirememe durumunu da Engellilik (Sakatlık, Handicap) olarak tanımlamıştır. Daha güncel olan Modifiye Özürlülük Modeli’nde (1993) ise, kişinin yaşam kalitesi içinde sağlığı ile ilgili yaşam kalitesi ön plana çıkartılmaktadır. Bu durumu etkileyen üç faktör: fiziksel (temel ve enstrümental günlük yaşam aktiviteleri), fizyolojik (bilişşel, algısal, kişiliğe bağlı) fonksiyonlar ve sosyal yaşamdaki rol olarak sıralanmaktadır. Kişinin sağlıkla ilgili yaşam kalitesini etkileyen bu faktörlerin oluşmasına neden olan bozukluk ise: kişide fizyolojik, anatomik, psikolojik olarak doğuştan veya sonradan meydana gelen, kişiyi birincil ve ikincil etkileyen kayıplar veya anormallikler olarak sınıflandırılmaktadır.
DST (2001) yaptığı son sınıflandırma ile, her hangi bir patolojik durumun bozukluğa, aktivite limitasyonuna ve dolayısıyla, aktiviteye katılımda azalmaya neden olduğunu belirterek, Engellilik yerine, Aktiviteye Katılım (Participation) üzerine yoğunlaşılması gerektiğini vurgulamıştır. Aktiviteye katılımın kişisel olduğu kadar, çevresel faktörlere de bağlı olduğunu ve sorumluluğun sadece hastada, ailesinde değil, tüm toplumda olduğunu bildirmiştir.
Kişi, yaş, cins, eğitim ve gelir düzeyi, sağlık alışkanlıkları, motivasyonu, aldığı sosyal destek ve fiziksel çevrenin özellikleri gibi risk faktörlerin de tehditi altındadır. Ancak korunma yöntemleri, kişisel sağlığın geliştirilmesi ve fiziksel uygunluk düzeyinin yükseltilmesi risklerin azaltılmasına, aktiviteye katılımın arttırılmasına yardımcı olacaktır.
Düzenli fiziksel aktivite ve spor bu amaca hizmet edecek etkin bir araç olarak kabul görmektedir. Bu nedenle engelli çocukların spor yapma olanaklarının arttırılması gerekmekte; çocuklar özel eğitim, sınıf, rehber ve beden eğitimi öğretmenleri, engelliler sporu eğiticileri, fizyoterapistler, danışmanlar ve aileleri tarafından spor aktivitelerine aktif katılımları konusunda teşvik edilmelidirler.